Çocukluğumda Ramazan

cocuklugumda-ramazan

Ben geçmişe özlem duyan ve geçmişte yaşadığı çocukluk zamanlarına doyamayan biriyim sanırım. Ne zaman hayatımda önemli bir an olsa direk aklıma geçmişte yaşadığımız zamanlar gelir ve onlara olan özlem dolu anlarım gözümün önünde bir film şeridi gibi canlanır ve iç geçiririm. On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’te onlardan biri.

İlk paragrafta da belirttiğim gibi ben çocukluğuna özlem dolu imkanı olsa o yıllara geri dönmek için elinden gelen her şeyi yapabilecek biriyim. Belki de bunun en büyük sebeplerinden biri o yıllarda ailemden ve çevremden gördüğüm iyiliklerin bir sebebi. Hal böyle olunca o yıllarda her şeyin güzel olması gibi Ramazan-ı Şerif‘te kendi güzelliği içerisinde bize unutulmaz duygular yaşatmayı başarırdı.

Çocukluğumda Ramazan-ı Şerif genellikle kış aylarında kapımızı çalar gecenin karanlığında elinde tokmak ve sırtında davuluylu kapı kapı dolaşarak mahalle sakinlerini uyandırmaya çalışan davulcu manileriyle bizleri ilk sahurumuza kaldırırdı. O yıllarda hiç unutmuyorum annemler hiç saat kurmazlardı. Çünkü komşular arasındaki dayanışma o kadar fazlaydı ki çalar saat kurmaya gerek bile kalmazdı.

Bunun en güzel örneğini sizlerle paylaşmam gerekirse;

Bizim kapı komşumuz ve çok değer verdiğimiz aile dostu olarak halen konuştuğumuz komşularımız vardı o yıllarda. Ramazan ayında annem uyandığında çay suyunu koyar koymaz ilk olarak onun penceresine bakar mutfağının ya da oturma odasının ışığının yanıp yanmadığını kontrol eder eğer uyanmadıysa ev telefonundan arar onun geç kalmamasını sağlardı. İşte o yıllarda çalar saate gerek yoktu çünkü sağlam komşuluklar vardı.

cocuklugumda-ramazan-1

Geceleri bu dostluklar içerisinde birbirimize yardım ederek uyandığımız sahur vaktinde annemin yemek hazır demesiyle burnumuza gelen mis kokularla birlikte yataktan bir ok gibi fırlar yarı uykulu gözlerle mis yemekleri yerdik. Sonra ezan ile birlikte üzerimize düşen sorumlukları yapar yarım kalan uykumuza geri dönerdik. Sabahında herkes okul yada işlerine dağılır ve akşamında bizi bekleyen leziz yemeklerin vakti iftar saatinde tekrara bir araya gelir küçük sıcak yuvamızın çatısı altında toplanırdık.

Ramazan-ı Şerif’in ilk günlerinde herkes kendi ailesiyle birlikte ilk oruçlarını açar ve sonrasında sobanın üzerinde demlenmiş çayı yudumladıktan sonra herkes teravihe doğru caminin yolunu tutardı. O yıllarda camiden kaytarma gibi bir şansımız yoktu. Babam gözleri ile camide bizi takip eder ve hatta sonrasında cami yolundan eve geri birlikte dönerdik. Aklımızın ermediği o yıllarda camiden kaytarmayı bir marifet zannederken onu bile yapmazdık çünkü her şey ailemizin kontrolü altındaydı.

Ailecek yapılan bir kaç iftarın ardından mahalleden ya da akrabaların davetleri ile akşamları misafirliğe gider öncesinde kuran ziyafeti ve ardından mahallenin hep birlikte bir işin ucundan tutarak hazırladığı leziz yemekler eşliğinde iftarımızı yapardık. Bu zamanlarının en güzel yanı ise kış ayında olmamızdı bana göre. Çünkü tüm yemekler neredeyse sobanın üzerinde yapılır ve leziz kokuları tüm evin içerisini bir parfüm gibi sarardı.

Bu anları sizlere aktarırken bile içimi ürperten o eski zamanlar keşke diyorum bazen keşke tekrar yaşansa da doyasıya yaşasam o zamanı…

Şimdiki nesillerin tadamayacağı duygulardır belki yaşadıklarım. İçinde bitmek bilmeyen özlem, hatıra ve anı barındıran.

6 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir